Buna da şükür...
Tevfik Taş
Van’ı fır dolayı çevreleyen dağlar kor kızıl ışık. Şafak söküyor. Dur durak bilmeden renk değiştiriyor Urartuların Yukarı Deniz dedikleri, Van gölü. Dağların arasına yerleşmiş sonsuz büyüklükte renkler aynası.
Günün büyük kapıları açıldı sonra. Gökyüzüne, sonsuzca mavi bir taş oturdu; sert, yerinden oynatılamaz, kıpırtısız...
Seyyar satıcı yığınlarının, boyacı çocuk kalabalığının, dilencilerin arasından geçtim. Kapısının önüne kürsüler (tabure) serpiştirilmiş bir kahvede, hem koyu kırmızı çayımı yudumluyor, hem de, önümdeki haritadan, nerelere gideceğimi bulmaya çalışıyorum. Bahattin Günçiçek’le işte o gün tanıştık. Belli ki, benim “turist” kılığım meraklandırmıştı.
Sezdirmeden, çekimserce baktı önce. Sonra, merakını yenemeyip sordu.
“– Sen ne iş yapıyorsun?”
“– Yazarım.”
“– He, Van’ı yazacaksın?”
“– Evet.”
“– Nesini yazacaksın?”
“– Tarihini, kültürünü, buradaki yaşamın nasıl olduğunu.”
“– Peki sen burada ne türlü insanların yaşadığını, nasıl hayatlarının olduğunu nereden bileceksin?”
“– Sorarak öğreneceğim.”
“– Zor.”
“– Neden zor?”
“– Zor işte.”
Günlerce gezdim Van’ı. Dağına, taşına, kuşuna, insanına, tarihi eserlerine baktım. Ama o bir kez gördüğüm adamın yarı kapalı sözleri dolanıp duruyordu aklımda.
“Zor!..”
Son sayı'ya dön